Plukrijp'te Workaway Güncem

1. Gün

Doğa dolu bir otobüs yolculuğundan sonra son durağa gelmiştim. Tremelo sapağı. Devasa sırt çantamı sürükleyerek yarım saatlik yürüme sonunda 18 gibi vardım.

Birkaç "Hello" safhasından sonra oturup yemek yedik. Oradaki insanlarla tanıştım. Hikayelerimizi paylaştıktan sonra uyumak için salon gibi bir yere geçtim. Yalnız ısıtması yoktu ve hava da felaket soğuktu biraz battaniye arayışından sonra 5 tanesini üst üste koyarak uyumaya çalıştım.





2. Gün


Sabah 7 gibi inanılmaz bir üşümeyle uyandım çünkü hava -4 derece falandı ve ısıtması olmayan bir yerde uyumuştum. Uyandıktan sonra bir daha uyuyamadım ve 1 saat falan ısınmaya çalıştım. Millet uyanıp kahvaltı yapmaya giderken ben de peşlerine takıldım. Kahvaltı dedikleri şeyin çoğunlukla tarihi geçmiş yiyecekler olduğunu görünce ilk kez "Nereye geldim lan ben?" düşüncesi geçti kafamdan.

Neyse oturduk kahvaltıya, millet iştahla yiyiyor bir de. "WTF" düşünceleriyle ben de orada bulduğum daha tarihi geçmemiş bir peynir ve ekmek kemirerek sohbete daldım.

Ve işte o an... Çalışma saatimiz gelmişti. Oranın fedaisi diyebileceğim bir eleman geldi "Bugün şunları şunları (paletlerden çivi sökmek, portakal suyu yapmak, bir de gübreleme yapmak) yapacağız dedi. Sonra bir çan çaldı herkes işe koyuldu. Ben çivi sökme takımına katıldım, gittim peşlerinden. 3.30 saat çivi söktük paletlerden, ellerim koptu levyeyle uğraşmaktan. Ki daha önce yapmıştım bunu. Hiç yapmayanlar kendini daha çok yoracaktır çoğu zaman.




Neyse 12.30 gibi öğle yemeğine oturduk. Ben yine aynı peyniri yedim. Biraz internette takıldıktan sonra 3 gibi yine çan çaldı ve tekrar işe koyulduk. Bu sefer tarlada çalıştım. Sebze ekilecek bir bölgenin, zeminden yüksek olması lazımmış. O yüzden o bölgeyi paletlerin desteğiyle yüksekliğini artırdık. Şu şekilde;




Yan çiftlikteki adamın atları vardı kıskandım baya :D



Tarlada daha önce kalmış olan marulları falan tavuklara attım daha sonra



Saat 5.30 gibi işler bitti ve herkes ortak salonda muhabbet etmeye başladı. Buranın garip bir tarafı da herkesin birbirine uzun süre sarılması. Yani en az 1 dakika boyunca sarılıyor millet birbirine. Daha sonra, yemek sırasında, "Bu ne yahu" diye konuyu açtığımda yok enerji veriyorlarmış birbirlerine yok mutlu oluyorlarmış falan. Değişik insanlar valla.


3. Gün


Arwin diye bir adamla tanıştım. Dünya tatlısı resmen. Plukrijp'teki en iyi arkadaşım oldu desem yeridir. O yüzden sabah gelip, "Bir eve gideceğiz oradaki kapıları sökeceğiz, bana adam lazım." deyince koşa koşa gittim yanına.


Adam tam benim kafada arabası da öyle. Defender'ı bilen bilir en iyi arazi arabalarından bir tanesi. Sürmeyi çok istedim ama yüzsüzlük olur diye soramadım :D

Geldiğimiz yer burası. Yıkılacak olan eski bir binadaki kapıları satın almış Arwin ve sadece 50 euroya falan. Kapılar neredeyse 200 yıllık ceviz kapılar. İnanılmaz bir rakam yani bunlar için. 

"Ne yapacaksın bunları?" diye sorunca "Restore edip bir arkadaşa ev hediyesi olarak vereceğim" dedi.

Ağzım açık kaldım valla. Bizde ev hediyesi olarak borcam falan hediye edilir genelde :D

Uzun uğraşlar sonucu saat 4 gibi bütün kapıları söküp geri döndük. Bu arada gittiğimiz yer Charleroi idi. Yani kaldığım yere 1 saat uzaklıkta.

Yani tam kaldığım yerin iş bitiş saatine denk gelmişti o yüzden mutluydum. Zaten kapı sökmek yeterince yorucuydu Yemekten sonra oradaki bir kız, "Bugün meditasyon günü. Tantra yapacağız." dedi. "Sıçtık, yine saçma sapan şeyler olacak" diye geçirdim içimden :D Ama aksine çok değişik ve eğlenceli bir tecrübeydi.

Neyse çıktık yemek salonundan, meditasyon mekanı gibi bir yer yapmışlar, insanların yattığı yerin bir üst katı. Gözlerimizi bağladılar önce. sonra tek tek bizi (20 kişi falan kalıyor) meditasyon mekanına aldılar. Oturttular bir yere, bir de garip bir müzik çalıyor. Başladım tırsmaya. "Aha böbreklere veda edeceğim yer burasıymış" diye düşündüm :D

Olay şuymuş: Gözlerimizi kapatıp, diğer duyu organlarımızı olabildiğince yaşamak. Geldi kız mesela, kulağımın dibinde küçük bir enstrüman çaldı. Sonra koku duyusuna geldi sıra. Önce güzel bir şey koklattılar, sonra leş gibi bir şey. Tatma duyusunda bir ceviz verdiler bir de sarımsak. Yani kısacası duyuların limitlerini gösterdiler. Duyu olayından sonra yine gözümüz kapalı bir şekilde yanımızdaki insana sarıldık 2 dakika boyunca falan. Sonra göz bandını çıkartıp karşımızdaki insanın gözlerine baktık 1 dakika boyunca. Anladım ki günlük yaşantımızda insanların gözlerine bakmaktan baya çekiniyormuşuz. Sonuç olarak gayet güzel bir meditasyon oldu benim için sevdim yani.

Meditasyondan sonra herkes ne hissettiğini anlattı. Baya sevmiş herkes teşekkür ettik bunu düzenleyene.

Saat 10 olmuştu millete iyi geceler dileyip yattım. Yarın okulumu göreceğim için heyecanlıydım.


4. Gün


Saat 8 de kalktım giyinip çıktım. Oranın bisikletlerinden bir tanesini alıp Tremelo'ya yani Leuven otobüsünün gittiği yere doğru yola koyuldum.



Şu dikili olan benimki :D




Yolda şöyle güzel bir ev gördüm hem ormanın içinde hem şehre 5 dk. Mükemmel yani.

Bisikletimi kitledikten sonra Leuven otobüsüne atladım ve okuluma doğru yola koyuldum.

WTF diyecekler için ben normalde erasmus yapmaya geldim Belçika'ya. Bu workaway deneyimini de edinmek çok güzel oldu ama.

Neyse geldim okula




Birkaç işlem yapıp döndüm Leuven'i dolaştım biraz





Sonra tekrar aynı otobüse atlayıp geri döndüm. Döndüğümde yemek saatiydi oturduk yemek yedik. Sonra oranın sahibi "Bugün kafana göre gittin, bize bir açıklama yapmak ister misin?" dedi. Ben de "ne alaka, okula gittim." dedim. Meğerse workaway sitesinde yazıştığım adam oranın sahibi değilmiş, benim erasmus öğrencisi olduğumdan haberleri yokmuş.

Sakince anlattım her şeyi "haftada 3 gün okula gideceğim ama kalan zamanda size yardımcı olmak isterim." dedim. Onlar da tamam dedi.

Olay çözüldükten sonra biraz internette takılıp yattım.

5. Gün


Bugün tarlada çalıştım. Olayın tek bir özeti var;


BOK.

Evet bugün gübreleme işlemi yaptık. Güvercin gübresini bitkilerin üstüne döktük daha sonra suladık.






Ne kadar da mutlu bir ben :D


Sabah işi buydu. Güvercin gübresinin en iyi gübrelerden biri olduğunu öğrenmiş oldum. Akşam işi ise geçen sezondan kalan saksıya dikilmiş bitkileri kategorilemekti. En azından gübre işleminden kurtulduk ama bu da yorucuydu.




Zaten workaway yapacaksanız (genelde bu tarz tarla işleri oluyor) daha önce herhangi bir işte çalışmanızı tavsiye ederim. Yoksa 3 gün sonra kaçacak delik aramaya başlarsınız. Fiziksel anlamda çok yorucu çünkü.





Manzara fena değil ama :D



6. Gün
Leuvene gidip kaydımi yaptım hat aldım belediyeye gittim.

7. Gün
çalıştım çivi söktüm

8. Gün
Küçük bir araba gezintisi yaptık pazara gittik, orange a gittim hat vermediler daha sonra sera yaptık







9. Gün
pazara gittik bisiklet aldım dans ettik




10-11. Gün
Okul

12. Gün
Römorku yapmaya başladım

13. Gün
Okul akşamına men circle yapıp kadınlardan "If I did hurt you please forgive me I am fully present now I love you" diye özür diledik.

14. Gün
Saman döktük (foto)




15. Gün
Römork bitirdim montu unuttum sonra buldum




16. Gün
Plukrijp e veda :(